Gözlerinin etkisinde kalmak istiyorum
Başarabilirsem bir mısra ile taçlandıracağım saçlarını
Baştan ayağa birer birer ayrı ayrı methiye
Boynunun parmaklarının gölgesinde kalan bölümüne öpücükler
Alnının hararetine serin ve selamet bir su.
Çarparak, bazı eşyayı kırıp dökerek
Sendeleyerek
İlerleyen ve birden birden birdenbire duruşu
Kendini yere bırakmakla sonuçlanan anı.
İşte tam oraya bir ağlama duvarı
Saçları uzun çocuk yerinden kalkıp
Başı kadının karnına gelecek şekilde
Sarılıp. Sadece sarılacak
Sonra bir şekilde aynı hizaya gelecekler
kapının ardında belirsem yeri
24 Ocak 2010 Pazar
18 Ocak 2010 Pazartesi
Paris, Texas
buradan yetkililere sesleniyorum: "bu tarz" filmlerin extra mutlu son'lu direktör katları yapılması şart olsun. bunu gerçekten istediğimden emin değilim ama bi düşünülsün. en azından ben bu konuyu düşünene kadar...
şimdilik öyle olması gerekiyordu deyip konuyu kapatalım. bir film'in mevzuu için yapılabilecek en kapsamlı değerlendirmeyi yaptıktan sonra geriye söylenecek pek bir şey kalmıyor. daha önce bir wim wenders eseri gördüysem de farkında değilim. buna rağmen "müziklerde her zamanki gibi ry cooder imzası var" demekten kendimi alamıyorum. ry (şu isimdeki tevazuya bakar mısınız?) abi için sette küçük bir bar sahnesi kurmuşlar, yanına bir iki eleman vermişler. iki karton sigara, sınırsız içki... gereken loşluğu sağlamışlar... bir taraftan film çekilirken kafasına göre çalmış abimiz. gibi bir ambiyans, bir çöl rüzgarı, açık mâî efkar.
oyunculuk genel olarak iyi, kimse sırıtmıyor benden başka. bir kimseyi biraz öne çıkarmak icab ediyorsa travis derim. adamın gerçek adını bilsem travis rolündeki bilmemkim derdim. adam zaten filmin yüzde seksen dokuzunda görünüyor. bu da gözlerden kaçmış olması muhtemel bir ayrıntı, benden size. sonra gerek nastasya gerek ufaklık hakketen gayet iyiler.
zaten film iyi film unutmadan söyleyeyim. yavaş başlayıp ufacık bir duraksama olmaksızın mütamadiyen artan tempo finalde tavan yapıyor, enfes sex shop sahnesi nefesleri kesiyor. konuyu bir noktaya indirgemeden aşkın, ayrılığın, savrulmanın, anneliğin, babalığın ve çocukluğun, hasılı insanlığın türlü türlü hallerini bir hikayede görünür kılmış wenders. hatta tekrar tekrar izlenesi sex shop'taki yüzleşme sahnesiyle bilhassa hissedilir kılmış ki takdirimi kazandı her türlü. gecikmiş bir bravo.
şimdilik öyle olması gerekiyordu deyip konuyu kapatalım. bir film'in mevzuu için yapılabilecek en kapsamlı değerlendirmeyi yaptıktan sonra geriye söylenecek pek bir şey kalmıyor. daha önce bir wim wenders eseri gördüysem de farkında değilim. buna rağmen "müziklerde her zamanki gibi ry cooder imzası var" demekten kendimi alamıyorum. ry (şu isimdeki tevazuya bakar mısınız?) abi için sette küçük bir bar sahnesi kurmuşlar, yanına bir iki eleman vermişler. iki karton sigara, sınırsız içki... gereken loşluğu sağlamışlar... bir taraftan film çekilirken kafasına göre çalmış abimiz. gibi bir ambiyans, bir çöl rüzgarı, açık mâî efkar.
oyunculuk genel olarak iyi, kimse sırıtmıyor benden başka. bir kimseyi biraz öne çıkarmak icab ediyorsa travis derim. adamın gerçek adını bilsem travis rolündeki bilmemkim derdim. adam zaten filmin yüzde seksen dokuzunda görünüyor. bu da gözlerden kaçmış olması muhtemel bir ayrıntı, benden size. sonra gerek nastasya gerek ufaklık hakketen gayet iyiler.
zaten film iyi film unutmadan söyleyeyim. yavaş başlayıp ufacık bir duraksama olmaksızın mütamadiyen artan tempo finalde tavan yapıyor, enfes sex shop sahnesi nefesleri kesiyor. konuyu bir noktaya indirgemeden aşkın, ayrılığın, savrulmanın, anneliğin, babalığın ve çocukluğun, hasılı insanlığın türlü türlü hallerini bir hikayede görünür kılmış wenders. hatta tekrar tekrar izlenesi sex shop'taki yüzleşme sahnesiyle bilhassa hissedilir kılmış ki takdirimi kazandı her türlü. gecikmiş bir bravo.
18 Ekim 2009 Pazar
manyaklık bildirisi
çok sevgili hedef kitle, saygıdeğer doslarım, meraklı arkadaşlar, sebepsiz okuyucular
size bu satırları yazarken samimi öpücüklerimi sunuyorum. bu satırlar ki, kendinden önce gelen ve sonra gelmesi muhtemel tüm satırların gerekçeli kararı hükmünde ve özr beyanındadır.
evvelâ; faydasız, değersiz ve dahi hiç mesabesinde telakki edilebilecek bir şey, en azından faili nezdinde hiçten fazladır.
sâniyen; sonuçta bir çoğumuz düzenli olarak komikli feysbuk vidyoları falan izleyen insanlarız.
sâlisen; diyor ki sana moderen dünya, ne kadar konuşabileceğin bizim belirlediğimiz sınırlarla mukayyed. şu kadarsan şu kadarcık konuşabilirsin, bu kadar olursan bu kadar daha. ne kadarcıksan o kadar konuşmaya hakkın var. bu "kadar"ları bizim akademik ölçülerimiz tartar.
ve diyor ki; bizim dilimizi kullanacaksın. bizim dilimizi öğrenmek zaman ister, oyalama ister, kendini harcamanı ister.
hadi bizim kurallarımıza uydun, bizim dilimizi öğrendin. yine de konuşamazsın. bizim andımızı içmezsen seni dinlemeyiz. o kadar kolay mı sandın daha ne kurallarımız var bizim diyorlar, sen ne diyorsun? hassiktirin lan ordan!
sâlisen; kurallar itaat etmeyi haketmiyorsa mızıkçılık kutsaldır.
dördüncü olarak; okeye dördüncü olmak üstümüze vazifedir.
beşinci; bu bir heyecan gösterisi. heyecan kişiden kişiye sirayet eden bir haldir. hal, sirayet eder. heycecan bulaşıcıdır. diyorum ki, heyecanımı öldüremedi hiç bir şey. dünyalık korkusu öldüremedi. kavuşamadığım arzularım öldüremedi. gerçekçi birer hedef kılamadığım hayallerim öldüremedi. vlademir putin öldüremedi. hayal kırıklıklarım, burukluklarım, acılarım, yalnızlıklarım, yitirdiğim güzel yanlarım, kötü alışkanlıklarım, çok sonradan musallat olan kötü huylarımi eksikliklerim, kırılganlığım, şımartılmış kötü taraflarım öldüremedi. ama heyecan bulaşıcıdır.
size bu satırları yazarken samimi öpücüklerimi sunuyorum. bu satırlar ki, kendinden önce gelen ve sonra gelmesi muhtemel tüm satırların gerekçeli kararı hükmünde ve özr beyanındadır.
evvelâ; faydasız, değersiz ve dahi hiç mesabesinde telakki edilebilecek bir şey, en azından faili nezdinde hiçten fazladır.
sâniyen; sonuçta bir çoğumuz düzenli olarak komikli feysbuk vidyoları falan izleyen insanlarız.
sâlisen; diyor ki sana moderen dünya, ne kadar konuşabileceğin bizim belirlediğimiz sınırlarla mukayyed. şu kadarsan şu kadarcık konuşabilirsin, bu kadar olursan bu kadar daha. ne kadarcıksan o kadar konuşmaya hakkın var. bu "kadar"ları bizim akademik ölçülerimiz tartar.
ve diyor ki; bizim dilimizi kullanacaksın. bizim dilimizi öğrenmek zaman ister, oyalama ister, kendini harcamanı ister.
hadi bizim kurallarımıza uydun, bizim dilimizi öğrendin. yine de konuşamazsın. bizim andımızı içmezsen seni dinlemeyiz. o kadar kolay mı sandın daha ne kurallarımız var bizim diyorlar, sen ne diyorsun? hassiktirin lan ordan!
sâlisen; kurallar itaat etmeyi haketmiyorsa mızıkçılık kutsaldır.
dördüncü olarak; okeye dördüncü olmak üstümüze vazifedir.
beşinci; bu bir heyecan gösterisi. heyecan kişiden kişiye sirayet eden bir haldir. hal, sirayet eder. heycecan bulaşıcıdır. diyorum ki, heyecanımı öldüremedi hiç bir şey. dünyalık korkusu öldüremedi. kavuşamadığım arzularım öldüremedi. gerçekçi birer hedef kılamadığım hayallerim öldüremedi. vlademir putin öldüremedi. hayal kırıklıklarım, burukluklarım, acılarım, yalnızlıklarım, yitirdiğim güzel yanlarım, kötü alışkanlıklarım, çok sonradan musallat olan kötü huylarımi eksikliklerim, kırılganlığım, şımartılmış kötü taraflarım öldüremedi. ama heyecan bulaşıcıdır.
10 Ekim 2009 Cumartesi
kimin çayını içmek kime düşer?
bu soru mühim. "köylüleri niçin öldürmeliyiz"le beraber kafamızı hep kurcalar durur. ama cevap bulamayız nedense. öyleyse kardeşlerim bu soru haddizatında bir imkan olarak önümüzde duruyor. bu sorunun karşısında durabilmek cesaretini gösterenlerle muhatabından yüz çevirenler arsındaki mesafede tercihimizi yapmak zorundayız demektir. ismet özel diyor ki; ne diyor ismet özel ? bu işte bir cemal süreya var hadi bakalım. bir de attila ilhan, ölür. ölmüştür zaten.
5 Ağustos 2009 Çarşamba
çocukların yalınayak şarkıları
bayrammış. senegal'e bayram gelmiş. tajabone'ye gidecekmişiz. abdu jammar -ki bir melektir abdu jammar- göklerden inip ruhumuza dolacakmış. bize soracakmış: oruç tuttun mu? bize soracakmış: namaz kıldın mı? ruhumuza dolacakmış abdu jammar. ne olur oruç tutmuş olalım. ne olur namaz kılmış olalım. abdu jammar ruhumuza dolsun. içimizden bir çocuk mızıka çalıyor. ne güzel çalıyor. bir kardeşimiz gitar çalıyor. biz gitar çalmasını iyi biliriz bay yabancı. belki siz bilmezsiniz: mızıka çalan çocuğun adı ismaildir. biz hep beraber şarkı söyleriz. kapı kapı dolaşır şarkı söyleriz bayramdır çünkü. bizi görenler sevinirler.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
şey
çay bilirsiniz ki sıcak olur. ağustosun ilk günü de sıcaktır. hafta sonu öğleye doğru uyanılırsa iyi olur. hemmencecik çay konulsa sezadır. darmadağınık odaya güneş vurur da vurur. yavrum benim nasıl ısıtır. kendini sıcağın kollarına bırakmazsan yanarsın. bile isteye yanmakta ferahlık vardır. kalkar kalkmaz karnımızı yeterince doldurmalıyız. kahvaltı günün en önemli öğünü değil midir? sorarım size değil midir? şaka bir tarafa öyle uzun boylu bir kahvaltı yapmak niyetinde değiliz. zira bu bir başına girişilebilecek bir iş değildir. hem uzun sürer hem tadı da olmaz. konumuz çay çünkü söylemiştik. öğleye doğru uyanıp bir şeyler yiyen insana muhakkak ağırlık çöker. çöker... çöker... çöker... ama çay içene yılan bile dokanmaz. zihne küşayiş arayan bulacaktır. bedene zindegi arayan bulacaktır. boşluk tasallutuna meydan vermeden ruhunu devindirmek isteyen ihtiyac duyduğu eylemi onda bulacaktır. çay içen kişi ne yapıyorsun diye biri soracak olsa "hiç, oturuyorum" demez belki oturuyorum, çay içiyorum der. bu da işin başında olduğuna delalet eder. şöyle ki; büyük fincan/bardak hesabıyle kişiye göre üç, dört, beş bardaktan sonra bir doygunluk hissi gelir. o vakit sınırı zorlamak ve aşmak icab eder. sınırı aşınca level atlanır, çayın sarhoşluk boyutuna geçilir. çayın sarhoşluğu lotus çiçeği mesabesinde bir kıymet, nirvana'nın, aşağıda, bütün çay bahçelerini; çiçekli kimonoları içinde ellerinde çay tepsileri taşıyan kızları seyreden manzarası katında bir ruh yücelmesidir.
25 Temmuz 2009 Cumartesi
besame mucho
besame mucho yavrum, nasılsın ? trista pena güzelim, keyfin nasıl ? gracias ala vida bebeğim, astala vista ruhum. amor amor diyerek geldim kapına. corason espinado hayatım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)